Pazartesi, Mayıs 04, 2009

Osmanlı Devletinin Dinsel Niteliği

Osmanlı belirgin heterodoks atmosferde oluşmuş ve devlet kurumlaşmasının gelişmesine bağlı olarak da tıpkı kendi önceli Selçuklu İmparatorluğu gibi Sünnileşmiştir.

Osman ( Otman ) Bey, Ede Balı ve Orhan Gazi başta olmak üzere kurucu siyasal ve dinsel önderlerin tümünün heterodoks kimliğine rağmen yaşanan bu Sünnileşmenin nedenini araştırdığımızda; heterodoks islamın bir halk dini olması, gazayı öngörse de devleti öngörmemesi ve onun esas olarak göçebe demokrasisi ile örtüşmesi gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz.

Devleti öngörmeyen bu heterodoks dinsel kültür, diğer yandan kendini müslüman olarak nitelendirmekle, bu devletleşme sürecinde ideolojik farklılığının meşruiyetini savunup geliştirme olanağını da kaybedecekti. Osmanlının devlet geleneği olarak önceli olan Selçuklu'nun ( halkına rağmen ) sünni oluşu ve Selçuklu devletleşmesinin geliştirdiği Sünni ulemanın gazayla büyüyen Osmanlı'ya akması, Osmanlı'daki dinsel önder tipolojisinde değişmeyi beraberinde getirmiştir. Gaza, o güne kadar kendileriyle barışçıl yaşanan Hıristiyanlara karşı savaşın ve talanın ideolojik meşruiyetini sağlamak için, bu işin teorisini yapmış ve kutsi kılıf geçirmiş ideologlara ihtiyaç yaratmıştır. Diğer yandan savaşın Müslüman ve Hıristiyan kimlikleri arasındaki rekabeti arttırması sonucunda Müslümanlığın öğrenilmesi gereksinimi, mollalara olan ihtiyacı daha da arttırmıştır.

O güne kadar Türkmenlerin dinsel önderleri, ilkel ve özgür göçebe yaşamın ortaya çıkardığı sorunların çözümü çerçevesinde saygınlık kazanmış, yarı Şaman, yarı Müslüman, Fıkıh, sünnet vs. bilmeyen veya bilse de pek uymayan , daha çok ulu kişiler, cemaat Baba'ları, halk bilgeleri idiler.Ancak bunların, Kafirler'e karşı savaşın niye "kutsal" bir görev ve niye meşru bir iş olduğu, keza esir alınan kadın, çocuk ve erkeklerin kölelik statüsünün ne olacağı, talan paylaşımının hukuku, talan gelirleri ve olanaklarıyla birden çehresi değişen toplumun nasıl örgütleneceği gibi siyaseten karşılaşılan sorunlara ilişkin dini açıklamalar geliştirecek bilgileri ve kaynakları yoktu. Bu bilgiler, Anadolu Selçuklu Devleti'nin siyasal bilgisi ve medrese eğitiminden geçmiş, kitap açıp gösteren mollalarda vardı.Aynı şekilde heterodoks halk inancının ardında devlet tecrübesi yokken, Sünni ideolojinin Ömer- Osman yayılmacılığından başlayıp, Emevi, Abbasi Selçuklu İmparatorlukları'dan gelişen, fıkıh okullarında teorisi yapılan ve Kitap'a uydurulan ciddi bir birikimi; yazılı kaynakları, Acem'den , Arap'tan , Mısır'dan gelen ulemaları vardı.

Hal böyle olunca gazaların gelişmesi ve devletleşme ile birlikte, halk uluları heterodoks dervişlerin etkisi azalmaya, halk dayanakları olmadığı halde, devletleşmenin ihtiyaçları çerçevesinde Sünni mollaların önemi artmaya başladı. Böyle olunca kurulan medreselerin hocaları ve siyasal önderlerin akıl hocaları da kaçınılmaz olarak bunlar oluyordu. Böylece Osmanlı bir yandan devletleşirken diğer yandan da halkın inanç geleneğine yabancılaşarak Sünnileşiyordu. ( ... ) s/ 383- 384

Erdoğan Aydın

Osmanlı Gerçeği- /9. Baskı