Cumartesi, Aralık 31, 2011

Gam Yeme

      Bok çukuruna çevrilen bu güzel hayata katık edebileceğimiz tek şey var: Umut... Bütün makam-mevkiler yalancılarla ,nadanlarla dolu. Her yıl sonunda, bir yıl boyunca yaşanan boklukları bir gözden geçiriyoruz. Her yıl birbirinden beter. Sadece bir kaç güzel şey, bir kaç güzel insan...
     Bu dünya onların yüzüsuyu hürmetine dönüyor zaten. İyi yıllar dünya, iyi yıllar güzel insanlar...

Sultan suyu gibi çağlayıp akma,
Durulur gam yeme divane gönül.
Her dumanlı dağ başındaki  kar,
Kırılır gam yeme divane gönül.

Bizden selam söylen dosta gidene,
Yuh yalancıya, lanet nadana,
Bunca düşman ardımızdan yetene,
Yorulur gam yeme divane gönü.

Pir Sultan Abdal'ım sırdan sırada,
Bu iş böyle oldu kalsın burada,
Cümlemizin yeltendiği murada,
Erilir gam yeme divane gönül.

Pazar, Aralık 11, 2011

Savaş ve Hafıza

Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: 
-Peki ya ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?  
Cesare Pavese 

“Bu efendiler sadece masumları katletmekle kalmazlar, aynı zamanda hafızamızı yok etmeye çalışırlar 
işte bu yüzden her şeyi kayıt altına almalıyız.”  
John Berger

Kaynak: Gelecek Uzun Sürer / Özcan Alper

Perşembe, Ekim 06, 2011

Vatanseverlik Dedikleri

“Vatansever, efendim, adi ve alçakların son sığınağıdır,” demişti Dr. Johnson. Zamanımızın en büyük milliyetçilik karşıtı Leo Tolstoy, vatanseverliği bütün katillerin eğitimini tatmin edecek bir prensip olarak tanımlar; hayatın gereklilikleri olan ayakkabı, kıyafet ve ev yapımından çok insan öldürmek için daha iyi ekipmanı bulunan bir iş; averaj çalışan adamınkinden daha üstün kârları ve zaferleri garantileyen bir iş. Diğer bir anti-vatansever olan Gustave Herve de vatanseverliği din kurumundan daha incitici, vahşi ve insanlık dışı bir boş inan olarak tanımlar. İnsanın doğal fenomeni tanımlamadaki beceriksizliğinden kaynaklanan dini bir boş inan. İlkel insan fırtınayı duyduğunda ya da şimşek çaktığını gördüğünde, her ikisini de açıklayamazdı ve bu yüzden de bu olayların ardında kendisinden daha üstün bir güç olduğu sonucuna varırdı. Benzer şekilde yağmurda ve doğadaki çeşitli değişiklerde de doğaüstü bir güç görürdü. Diğer yandan vatanseverlik, yapay bir şekilde yaratılmış ve yalanlar ile yanlış söylentilerin iletişim ağından kaynağını alan bir boş inandır; insanı özgüven ve değerlerinden kopartırken, ona kibir ve anlamsız bir gurur katan boş bir inan. Gerçekten de kibir, anlamsız gurur ve egotizm vatanseverliğin ayrılmaz bileşenleridir. Açıklayayım:
Vatanseverlik dünyamızın her biri demir parmaklıklarla çevrili küçük noktalara bölünmüş olduğunu söyler. Bazı özel noktalarda doğma şansına sahip olanlar herhangi bir diğer noktada ikâmet edenlere göre kendilerini daha üstün, asil ve akıllı görürler. Bu yüzden de o seçilmiş noktada yaşayanların, üstünlüklerini diğerlerine göstermek amacıyla kavga etmek, öldürmek ve ölmek gibi görevleri vardır. Diğer yerlerde yaşayanlar ise, bebekliklerinden ya da çocukluklarından itibaren beyinlerini Almanlar, Fransızlar ya da İtalyanlar’ın kan dolu hikâyeleriyle doldururlar. Çocuk yetişkinliğe eriştiğinde, kendisinin Tanrı tarafından ülkesini tüm yabancıların saldırı ya da istilâlarına karşı savunmak amacıyla seçilmiş olduğu düşüncesiyle doldurulmuş olur. Bu yüzdendir ki bizler daha üstün bir ordu ve donanma, savaş gücü ve cephane için haykırmaktayız. Bu yüzdendir ki Amerika kısa bir zaman içerisinde ordusu için dört yüz milyon dolar harcayabilmektedir. Bir düşünün: İnsanların üretiminden çalınmış dört yüz milyon dolar. Elbette ki vatanseverlik oyununa katılanlar, zenginler değildir. Onlar her yerde kendilerini evlerinde hissedebilen kozmopolitanlardır.
Emma Goldman, 1911

Salı, Ekim 04, 2011

"Gerekenleri Yapmak"


Bugün gelinen aşamada ezilenlerin, emekçilerin AKP’den demokrasi bekleyişine girmeleri bir yana demokrasi ve insan hakları üzerine özünden boşaltıcı AKP söylemini deşifre etmek, sendika ve diğer toplumsal örgütlenmeleri saran cemaatleşmelere karşı mücadele etmek ve en önemlisi de lütuf kültürüne karşı, eşit ve özgür birlikteliği inşa eden bir siyasal mücadeleye yönelmek kaçınılmazdır. Ergenekoncu çevrenin “gericiler her yeri ele geçirdi” retoriğinin saçmalığı da burada. Bütün egemenlerde olduğu gibi hepsi demokrasiye ve ezilenlere düşmandırlar. “Gerekenleri yapmak” için birbiriyle yarışırlar. Öyle gizli bir ajandaları yoktur. Kan, zulüm, kırım, sömürü, inkar, asimilasyon… Bunlar geleneksel yöntemlerdir.
Aysel Tuğluk

Cuma, Eylül 30, 2011

Sanat ve Değişim

Çürüyen bir toplumda sanat eğer dürüstse çürümeyi yansıtmalıdır. Eğer sosyal işlevi sayesinde inancı kırmak istiyorsa, dünyanın değiştirilebilir olduğunu göstermek zorundadır ve değişime yardım etmelidir.
 
Ernst Fischer,

Pazartesi, Ağustos 08, 2011

Yasalar ve Cellatlar


Celladın yüzü her zaman iyi gizlenmiştir.
Bob Dylan


Yasalar örümcek ağı gibi, sinekleri ve küçük böcekleri yakalamak için yapılmış, büyük kan emicilerin yolunu kesmek için değil.
Daniel Drew

Cuma, Ağustos 05, 2011

Vazgeçtim Bu Dünyadan

Vazgeçtim bu dünyadan
tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri,

avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmis inancın

en seçkini,
Değil mi ki yoksullar

mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmıs,
Ezilmis, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.


William Shakespeare
Türkçe : Can Yücel

Salı, Ağustos 02, 2011

Büyülü Çocuklar ve Diğerleri

Çocukların çocuk olma hakları her geçen gün daha fazla reddediliyor. Dünya zengin çocuklara para muamelesi yapıyor, paranın davrandığı gibi davranmayı öğrensinler diye. Dünya yoksul çocuklara çöp muamelesi yapıyor, çöpe dönüşsünler diye. Orta sınıftakileri, ne zengin ne de yoksul olanları televizyona bağlıyor; vakit henüz erkenken tutsak hayatını kader olarak bellesinler diye. Çocuk olmayı başaran çocuklar çok şanslı, çok büyülüler.
Eduardo Galeano
Tepetaklak /Çitlembik Yayınları

Pazartesi, Haziran 20, 2011

Savaşlar ve Uysallık

 


İnsanoğlu koyundan farksızdır. Orduları ve savaşları mümkün kılan budur.
Ölenler ahmak uysallıklarının kurbanı olurlar.
Gabriel Chevallier 
/ Korku

Perşembe, Haziran 16, 2011

Demokrasi illüzyonu

Anti-demokratik bir şekilde oluşmuş bir parlamento demokratik bir anayasa yapabilir mi? Her şey tepeden tırnağa anti-demokratik iken, hangi mucizenin sonucu demokratik bir anayasa ortaya çıkacak. Söz konusu siyasi partilerin kendilerinin demokratik bir yapısı ve işleyişi söz konusu mu? Bu partiler esasen parti başkanlarının birer şirketine benzemiyor mu? Bunlar tek kişi tarafından yönetilen siyasi yapılar değiller mi? Kimlerin nereden milletvekili olacağına parti başkanları karar vermiyor mu? Meclis %10 barajı ayıbının gölgesinde oluşmuyor mu? Siyasi partiler yasası 12 Eylül rejiminin eseri değil mi? Eğer öyleyse ve bu siyasi partilerin mensuplarından oluşan parlamentonun bizzat kendisi anti-demokratik iken, oradan demokratik bir anayasa çıkacağına sanmak abesle iştigal etmek değil midir? Denilebilir ki, milletvekillerini halk seçiyor... Önlerine gelene oy vermek seçmek midir? Aslında seçimin gerçek anlamda seçmekle bir ilgisi yok. Orada söz konusu olan, birileri [Parti patronları] tarafından tayın edileni onaylamaktan ibarettir... Zira, asıl seçenler başkaları, dolayısıyla söz konusu olan sefil bir sirk oyunundan başka bir şey değil... Seçim sandığına giden önceden birileri tarafından tayin edileni onaylıyor sadece... Kaldı ki, geçerli sistemde zaten gerçek bir temsil asla mümkün değildir. Politika yapmanın profesyonelleşmiş ayrıcalıklı bir elitin işi olmaya devam ettiği koşullarda yapılan seçimler, ancak seyirciyi oyalamaya yarayabilir ki, zaten yapılan da odur... Netice itibariyle siyasi partilerin varlığı ve belirli aralıklarla [4-5 yıl] seçimlerin yapılması bir rejimin demokratikliğinin garantisi değildir. O halde soruyu şöyle sorabiliriz: Siyasi partiler niye var ve seçimler neden yapılıyor? Besbelli ki, kitleleri aldatıp/ oyalamak için... 
Fikret Başkaya
(Yeni anayasa veya “hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştirmek) 

Seçim Sizi Öldürür!

Salı, Mayıs 31, 2011

Neo-Panopticon

Denetim toplumları, bireysel alanları değil, ortak politik alanları yıkar ve insanları izole bireysel alanlara mahkum eder, böylece herkesi istenen sınırlara doğru geriletir. Dinlenen telefonlar, görüntü kayıtları, basılmamış bir kitabı yok etmek "bireysel özgürlükler"e müdahaleden çok "ortak politik alan" yaratma çabalarına karşı işleyen bir iktidar teknolojisidir. İktidarların kendi politik düşmanlarına karşı kullandıkları silahtır.

Express 118 - Kozmomilitan