Cumartesi, Mayıs 12, 2007

İçeriz Şarap


Ey zahit şaraba eyle ihtiram,
Müslüman ol terk et bu kılükali.
Ehline helaldir na-ehle haram,
Biz içeriz bize yoktur vebali.
 
Sevaba girmek çün içeriz şarap,
İçmezsek oluruz düçar-i azap.
Senin aklin ermez bu başka hesap,
Meyhanede bulduk biz bu kemali.
 
Kandil geceleri kandil oluruz,
Kandilin içinde fitil oluruz.
Hakkı göstermeye delil oluruz,
Fakat kör olanlar görmez bu hali.
 
Sen münkirsin sana haramdir bade,
Bekle ki içesin öbür dünyada.
Bahs açma Harabi  bundan ziyade,
Çünkü bilmez haram ile helali.
Harabi


Şiirin Sözlüğü :
zahit: Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp,
buyurduklarını yerine getiren (kimse).

İhtiram: Saygı.

bade : Şarap , içki.
kılükal :
Dedikodu, söylenti.
düçar : Uğramış, yakalanmış, tutulmuş.
münkir : İnkâr eden, kabul etmeyen.
ziyade : Çok, daha çok, daha fazla.
çün : İçin.
( TDK Sözlüğü'nden )


Salı, Mayıs 08, 2007

Şiirin Bir Büyük Adı...


Lermantov Ya da '' Acıya ve Öfkeye Bulanmış Demirden Bir Şiir

Puşkin'in öldürülüşünün hemen ertesi günlerinde "Şairin Ölümü" adını taşıyan bir şiir Çarlık Rusya'sının başkenti Petersburg'da ve giderek bütün ülkede elden ele dolaşmış, denebilir ki dönemim bütün ilerici insanlarının belleğinde yer etmişti. Şiirin yazarı, o sırada yirmi üç yaşında ve henüz pek tanınmamış bir şair olan Mihail Lermantov'du. Dört yıl sonra kendisi de, bir başka düelloda, cinayete çok benzer bir biçimde öldürülecekti.

Mihail Lermantov'un yirmi yedi yıl süren yaşamı (1814-1841) Çarlık Rusya'sında bütün demokratik kıpırdanışların ezildiği bir döneme rastlar. Monarşiyi sınırlama amacı güden Dekabrist kareket 1825 yılındaki "darbe" girişiminin ertesinde acımasızca ezilmiş, aralarında şair Rıleyev'in de bulunduğu önderler idam edilmişlerdi. 1837 yılında da, büyük şair Puşkin, Fransa'daki toplumsal çatışmalar sonucunda Rusya'ya sığınan monarşi yanlısı bir Fransız subayı eliyle, bir komplo düelloda öldürülmüştü. Çarlık yönetimi sanat-kültür yaşamı üstünde ağır bir sansür uyguluyordu. Dönemin yazarları ya idam edilmişler, ya sürgüne gönderilmişler, ya da suskunluğa, küskünlüğe zorlanmışlardı. Yüzyılın ikinci yarısında gücünü duyuracak olan devrimci demokrat hareketin oluşumu için ise zaman henüz erkendi. Lermantov bu ara-dönemde verdi ürünlerini.

(...)


Düşünce

Kaygıyla bakıyorum bizim kuşağa!
Geleceği ya boş ya karanlık görünüyor.
Böyleyken, bilincin ve kuşkunun yükü altında
Eylemsizlik içinde kocuyor.

Zenginiz biz, ta beşikten beri
Babalarımızın yanlışlıkları ve akılsızlıklarıyla!
Yaşam üzüyor bizi; dümdüz, amaçsız bir yol gibi,
Bir şölen gibi yabancı bir bayramda.

Utanç verici bir umursamazlığımız var iyiye ve kötüye,
Solup gidyoruz kavgaya girmeden daha;
Yüz kızartıcı korkaklarız tehlikeyi görünce
Ve iğrenç tutsaklarız iktidar karşısında.

Cılız bir yemiş gibiyiz, erkenden olgunlaşan,
Okşamayan gözleri ve beğenileri,
O öksüz yabancı gibi, çiçekler arasında asılı duran,
Ve düşüp giden, onların açma mevsimi.

Kuruttuk aklımızı yararsız bilimlerle,
İçten umutlarımızı ve o soylu sesi
Gizledik kıskançlıkla en yakınlarımızdan bile
İçimizde alaya alınmış tutkuların güvensizliği.

Henüz varıyorken tadına mutluluğun,
Genç günlerimizi koruyamadık;
Doygunluk korkusuyla her sevinçli duygunun
Özünü sonsuzca çıkardık.

Şiirsel imgeler, sanat yapıtları
Tatlı bir coşku vermiyor bize;
Göğsümüzdeki yayarsız gömüyü ve son duygu kırıntısını
Koruyoruz açgözlülükle.

Sevgimiz de rastlansal iğrentimiz de,
Kurban vermiyoruz ne kine ne aşka.
Kanımızın kaynadığını an bile
Gizemli bir soğukluk egemen onda.

Sevimsiz ve unutulmaya yazgılı bir kalabalık halinde
Geçeceğiz gürültüsüz ve izsiz, dünyadan.
Çağlara ne bir verimli düşünce, ne de
Deha ürünü bir yapıt bırakmadan.

Çocuklarımız horgörüyle anacaklar bizi,
Aşağsayarak anacaklar, bir yargıç ve yurttaş sertliğiyle.
Aldatılmış bir çocuğun acı alayı gibi
Savruk ve batkın babası üstüne!

(1838)

Mihail Yuryeviç Lermantov

Türkçe : Ataol Behramoğlu / ''Hançer'' / Adam Yayınları

Pazartesi, Nisan 23, 2007

Sensations


Bu eşsiz güzellikte şiirin Türkçeleşmiş versiyonları:


-- Arthur Rimbaud--

Duyum

Ekili tarlalardan, mavi bir yaz akşamı
ince otlar üstünde yollara düşeceğim.
Dalmışım, bir serinlik alacak tabanımı
uçuşsun saçlarım yele koyvereceğim.

Düşünmeyeceğim hiç, tek söz etmeyeceğim.
Beni yüceltecektir bitmek tükenmez sevi.
Başıboş uzaklarda, eriyip gideceğim.
Doğayla mutluyum ben, sanki kadınla gibi.


Türkçe: Faruk Sur

His

Gezineceğim mavi yaz akşamı patikalarda,
Ezerek cılız otları, benekli buğdaylar arasından
Dalgın, serinliğini hissedececeğim ayaklarımda!
ık başımı terk edeceğimkanmaya rüzgara!

Konuşmayacağım, asla düşünmeyeceğim.
Fakat hudutsuz bir aşk kaplayacak benliğimi;
Ve ben bir çingene gibi, uzağa çok uzağa gideceğim,
Tabiatın koynunda bir kadınla yaşar gibi.

Türkçe: Oğuz Arıkanlı

Özlem

Mavi yaz akşamlarında, özgür, gezeceğim,
ayaklarımın altında nemli, serinrlar;
Başakları devşirip, otları ezeceğim,
kayıp arıtacak çıplak başımı rüzgar;

Ne bir söz,ne düşünce, yalnız bitmeyen bir düş
Ve yüreğimde sevgi; büyük, sonsuz, umutlu,
Çekip gideceğim, çingene gibi, başıboş
Doğada, -bir kadınla birlikte gibi mutlu.

Türkçe : (?)

Duyum

Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın,
Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara.
Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların
kasın, bırakacağım başımı rüzgara.

Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim;
Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
Göçebeler gibi uzaklara gideceğim;
Mes'ut sanki yanımda bir kadın varmış gibi

Türkçe: Orhan Veli

Cumartesi, Nisan 21, 2007

Yoksulların Ölümü

Ölüm, avutan da -ne çare ki- yaşatan da;
Hayatın sonu; yine de tek ümit, tek güven;
Bizi bir iksir gibi kavrayan, sarhoş eden;
Karda kışta, boralar, tipiler arasında.
 
Akşamlara kadar didinmek gücünü veren;
Parıldayan tek ışık, kapkaranlık dünyada;
Dört kitabın yazdığı o koskocaman handa
Mümkün artık doyup, dinlenip uyuyabilmen.
 
Sihirli parmaklarla, üstüne titreyerek,
Uykuların en güzelini getiren melek;
Yoksulun, çıplağın yatağını yapan eller.
 
Tılsımlı ambar; tanrıların şerefi, şanı;
Yoksulun dağarcığı ve en eski vatanı;
Bilinmedik göklere açılan tâk-ı zafer.
 Charles Baudelaire
Türkçe: Orhan Veli
Fotoğraf : Kevin Carter

Çarşamba, Nisan 18, 2007

Kurusa Fidanın


Kurusa fidanın güllerin solsa,

Gönlümde solmayan gülümsün benim.

Yaprakların gazel olsa dökülse,

Daha taze fidan dalımsın benim.


Ağarsa saçların belin bükülse,

Birer birer hep dişlerin dökülse,

Kurusa vücudun canın çekilse,

Yine şu gönlümün yarisin benim.

Neşet Ertaş

Salı, Nisan 17, 2007

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Türk, öğün, çalış, güven! demiş a,
Şimdilerde çalışan parasız, pulsuz
Çalışıyor paralıya,
Güvenen varsa, parasına güveniyor,
Üstyanı, öğün babam öğün!

Dövün babam dövün!

Can Yücel

Resim : D. Gürbüz Ekşioğlu

Pazartesi, Nisan 09, 2007

İki Makedon Şarkısı


Ayde Vino Piyam

Şarap içerim öylesine

aslında rakının tiryakisiyim.
Bir atım var, toy bir at;

binerim eve gitmek için,
beni genç bir dilberin kapısına götürür.
Ama kırılası kapılar sımsıkı kilitli.
Kuş değilim, üzerinden uçayım.

Yılan değilim, altından sürüneyim.

--0--

Se Rasplakal StarBel Dedo


Koca dede sızlanıyordu
yaşlandı da saçlarına ak düştü diye,

artık sevilecek yanı kalmamış mıydı?


Neda Nine gördü onu,

hoş sözlerle gönlünü avuttu :

Sus be dede. ağlama.

Biz de genç değil miydik bir zamanlar;
sevişirdik, birbirimize sarılırdık...

Koca dedenin yüzü güldü,

Neda Nineye sarıldı

bir güzel öptü.

Kaynak:Ayde Mori (Albüm) / Kalan Müzik/
Muammer Ketencoğlu-BrennaMaccrimmon-
Sumru Ağıryürüyen-Cevdet Erek

Çarşamba, Nisan 04, 2007

Ey Aymaz!

Ey aymaz! Gördüğün bu beden bir hiçtir,

Şu şatafatlı gökkubbe de bir hiçtir.

Hoş ol ki bu Kurulup-Dağılma yurdunda:

Bir nefestir alacağın , o da hiçtir.


Kimi boş sözlerle böbürlenip durma,

Kimi cennet köşkleri, kimi huri sevdasında.

Şu sır perdesi kalktığında anlaşılır ki:

Hepsi yaşayıp gitmiş bir hayal dünyasında.


Ey molla, fetfa veren vara yoğa!

Senden daha ayığız şu sarhoşluğumuzla.

Sen halkın kanını içersin,biz üzümün,

İnsaf et, kim daha zalim allah aşkına?


Girme şu insan alçaklarının hizmetine,

Konma sinek gibi her yiyeceğin üstüne,

Bir lokmayı katık et, yürek kanını iç de

Etme mihnet başkalarının ekmeğine!


Sevincin kökü bizde, gamın kaynağı biziz,

Sermayeyi vermişiz zulmün elindeyiz,

Hem altız hem yüce, hem tamız hem de eksik,

Hem paslı aynayız, hem Cem'in kadehiyiz.


Kendini bilene canımı versem az gelir,

Ona tapsam yüzümü sürsem yeridir

Cehennem nedir, bilmek ister misin? Dünyada

Cahille sohbet, cehennemin ta kendisidir.


Evim barkım, köşküm var diye övünme!

Ömür dediğinse zaten efsane.

Bu sel yatağında niye ev kurarsın?

Niye mum yakarsın bu rüzgarlı yerde?

Ömer Hayyam

Türkçe:Ahmet Kırca

Ömer Hayyam Rubaileri/ Ötüken/2. Basım

Salı, Nisan 03, 2007

Yüzünü Dökme Küçük Kız


Yüzünü dökme küçük kız,
Bırak üzülmeyi.
Yalnız sen misin bir düşün,

Unutan sevilmeyi.


Her siyahın bir beyazı,

Gecelerin gündüzü de vardır.

Yüzünü dökme küçük kız,
Kızma onlara.
Yalnız sen misin bir düşün,

Zincir oranda buranda.


Her tutsağın bir kaçışı,
Uykunun uyanışı da vardır.

Yüzünü dökme küçük kız,

Yaşamın anlamını bul.
Sonra dinle kendini,
Yolunu bul.


Bülent Ortaçgil

(şarkı)



Pazartesi, Mart 26, 2007

Dünya Malı




Yasada: Şu senindir, bu benim.

Tarikatta:Hem senindir , hem benim .
Hakikatte: Ne senindir, ne benim.

Hacı Bektaş-ı Veli

Salı, Mart 20, 2007

Adalet Denizi


Adalet denizine açılırsan,
tatlı bir rüzgar alıp götürürse seni,
bora yırtıp atamayacaktır yelkenini,
teknen başıboş , yalpa vurmayacaktır.
Ne yelkenin kırılacaktır, ne de serenin...
Karaya oturmayacaktır.
Ne de sel alıp götürecektir tekneni.
Irmağın kötülükleri çarpmayacak seni,
ürkmüş bir yüz bile görmeyeceksin.
Balıklar çıkacak karşına kıvıl kıvıl,
yağlı tavuklar alacak çevreni.
Çünkü sen öksüzlerin babası,
dulların kocası,
terkedilmiş kadının ağabeyisi,
anasızların şefkatli anasısın.

Eski Mısırdan Şiirler /YKY

Talat Sait Halman

Pazartesi, Mart 19, 2007

Değişik


İş Hayatım Niye (.)oktan...

Sevmediğim okul binaları- beğenmediğim sınıflar-uymak zorunda olduğum zaman çizelgesi-çocuksuz evlilik olmayacağına inanmış ana babalar- bazı güdük duyguları tatmin etmek doğrulmuş çocuklar-belirli gün ve haftalar- bayramlar-resmi teamüller-eğitimi toplumsal bir görev değil bir satılık meta haline getirmeye çalışan çağımız düzen anlayışı- bunun yaratacağı sonuçları göremeyen , dar kafalı siyaset erbabı (!?)-inanmadan yapmak / yaptırmak zorunda kaldığım davranışlar-resmi hiyerarşi -hiyerarşiye bir çalışan olarak hiçbir müdahale hakkı olmayan ben- ''öğretmenlik sevgi mesleğidir, fedakarlık mesleğidir arkadaşlar '' türünden klişeler - resmi görevleri yerine getirmekten başka pek elle tutulur bir işe yaramayan ve niye uzadığını anlamadığım resmi toplantılar- Hiçbir işe yaramadığını düşündüğüm sadece üst makam görsün diye doldurduğum kimi resmi formlar- öğrenciyken benden istenen ve benim nefret ettiğim bazı şeyleri ve durumları şimdi benim istiyor ve bekliyor olmam ; öyle ki bunlara çoğu zaman kendimi kaptırmam-tepeden emredilen her şeyi allahın emri gibi kanıksayan , hak aramayı bir tür vatana ihanet olarak algılayan meslektaşlar - sadece kendine benzeyeni kabullenen vatandaşlar - ve düşündükçe akla gelen başka başka durumlar...

Değişik

Başka türlü bir şey benim istediğim:
Ne ağaca benzer, ne de buluta.
Burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

Can Yücel